WISE 2026 "Ailenin Koruyucu Rolü" Çalıştayı Sonuç Raporu
Aileyi güçlü kılan yalnızca birlikte yaşamak değil; düzenli olarak sevgi, merhamet ve nezaket üreten bir ilişki kültürü oluşturmaktır. Özellikle göçmen topluluklarda çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimi, aile içi sağlıklı ilişkilerin yanında güçlü sosyal ağlar ve toplumsal bağlarla da desteklenmelidir.
İLAHİYAT GRUBU: TEKLİF VE TAVSİYELER
İKİNCİ BÖLÜM: SOSYAL BİLİMLER VE EĞİTİM GRUBU
SOSYAL BİLİMLER VE EĞİTİM GRUBU SUNUM ÖZETLERİ
SOSYAL BİLİMLER VE EĞİTİM GRUBU: ORTAK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: POZİTİF BİLİMLER GRUBU
POZİTİF BİLİMLER GRUBU SUNUM ÖZETLERİ
POZİTİF BİLİMLER GRUBU: TALEPLER VE ÖNERİLER
ÇALIŞTAY HAKKINDA
WISE Institute (Wisdom Islamic Studies and Education) ile GRC (Gülen Research Center) ortaklığıyla Pennsylvania eyaletinin Saylorsburg kentindeki Chestnut Retreat Center'da düzenlenen WISE 2026 Aile Çalıştayı, 19–21 Haziran tarihleri arasında yoğun bir katılım ve verimli tartışmalarla tamamlandı. "Ailenin Koruyucu Rolü" temalı bu üç günlük buluşma; ilahiyat, sosyal bilimler-eğitim ve pozitif bilimler alanlarından pek çok uzmanı bir araya getirdi.
Çalıştay, 19 Haziran Cuma günü açılış programıyla başladı. WISE Institute Direktörü Numan Y. Yiğit'in hoşgeldiniz konuşmasının ardından Prof. Dr. Suat Yıldırım, Naci Tosun ve Adem Kalaç birer açılış konuşması yaptı. Çalıştay hakkındaki genel bilgiyi Dr. Hamdullah Öztürk aktardı. Açılış programı, Dr. Hüseyin Kara ve Prof. Dr. İsmail Albayrak'ın (ACU-IWW) bilimsel yorumlu tefsir çalışmaları üzerine verdikleri sunumlarla sona erdi.
20 Haziran Cumartesi günü İlahiyat grubu, ailenin koruyucu rolünü Kur'an, Sünnet, Risale-i Nur ve M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin perspektifinden ele aldı. Sosyal bilimler ve eğitim grubu ise meseleyi pedagojik ve sosyal bilimler açısından inceleyerek dijital çağın aileye yansımalarını ve mahremiyet boyutunu derinlemesine tartıştı. Pozitif bilimler grubunu oluşturan psikolog, psikiyatrist ve danışmanlar ise göç, travma, dijitalleşme ve kimlik sorunlarının aile yapısı üzerindeki etkilerini bilimsel bulgularla ortaya koydu.
21 Haziran Pazar günkü genel kurul oturumunda Dr. Osman Bodur İlahiyat grubunun sonuçlarını, Dr. Soner Teker sosyal bilimler ve eğitim grubunun çıktılarını, Dr. Sekine Öztürk ise pozitif bilimler grubunun bulgularını tüm katılımcılarla paylaştı. Farklı katkı ve değerlendirmelerin de yapıldığı bu oturum çok verimli geçti. Genel değerlendirme ve kapanış konuşmasını Dr. Hamdullah Öztürk yaptı.
Üç günlük çalıştayın sonunda üç grubun ortak değerlendirmesiyle hazırlanan aksiyon planı ve sonuç bildirgesi katılımcılarla paylaşıldı. Aile kurumunun korunmasına, anne-baba ile çocukların güçlendirilmesine ve toplumsal farkındalığın artırılmasına yönelik hayati tavsiyeler içeren bu bildirge, çalıştayın en somut çıktısı olarak öne çıktı. Çalıştayda sunulan akademik nitelikteki makalelerin editörler denetiminde kitaplaştırılacağı ve tüm çalışmaların en kısa sürede kamuoyuyla paylaşılacağı da ayrıca duyuruldu.
Kapanış oturumunda konuşan katılımcılar, sunumların zenginliğine ve tartışmaların derinliğine rağmen, ayrılan zamanın müzakere için yetersiz kaldığını dile getirdi. "Ailenin Koruyucu Rolü" gibi kapsamlı bir konunun alt başlıklar hâlinde ve daha sık aralıklarla tekrar ele alınması gerektiği vurgulandı. Farklı disiplinlerin perspektifinden eş zamanlı olarak yürütülen bu tür çalışmaların başlı başına önemli bir kazanım olduğu ifade edildi. WISE Enstitüsü Direktörü Numan Y. Yiğit tüm katılımcılara ve organizasyona destek veren Erdemliler Yolu Akademisi, Respect GS, Sophia Academy, White Tulip ve Peygamber Yolu kurumlarına içtenlikle teşekkür etti.
Bu rapor; çalıştayda sunum yapan araştırmacıların çalışmalarını, her grubun genel kurula ilettiği teklif ve tavsiyeleri eksiksiz biçimde içermektedir. Sunumlar üç grup hâlinde sıralanmıştır:
-
-
- İlahiyat Grubu,
- Sosyal Bilimler ve Eğitim Grubu,
- Pozitif Bilimler Grubu.
-
Çalıştay raporunun teklif ve öneriler kısmını pdf dosyası olarak okumak veya indirmek için lütfen tıklayınız...
BİRİNCİ BÖLÜM: İLAHİYAT GRUBU
Sunum Özetleri ve Teklifler
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Mehmet Mahzun | Sekreter: Dr. Osman Bodur
İLAHİYAT GRUBU SUNUM ÖZETLERİ
1. Ailenin Maneviyatının İnşası ve Muhafazası
Prof. Dr. Mehmet Mahzun
Evliliğin temel işlevleri arasında bireyleri kemale erdirmesi ve olgunlaştırması öne çıkmaktadır. Eşler yaratılış gereği birbirinin tamamlayıcı yarısıdır ve birliktelikleri Allah'a yaklaşmak için kutsal bir yol arkadaşlığı niteliği taşımaktadır. Bu çerçevede aile içindeki her olumlu davranış, niyet unsuruna bağlı olarak ibadete dönüşmekte; eşlerin birbirinin rızasını kazanması cennet kapılarının açılmasına vesile olmaktadır.
Sunumda aile maneviyatının sekiz temel direği üzerinde ayrıntılı biçimde durulmuştur: Niyet, Merhamet, Rıza, Sadaka, Hizmet, İffetin Korunması, Sabır ve Muhabbet. Bu direklerin her biri, ailenin manevi dokusunu ayakta tutan ve onu toplumsal baskılara karşı koruyucu bir zemin hâline getiren işlevsel değerler olarak tanımlanmaktadır.
2. Kur'an'da Ailenin Koruyucu Yönü
Dr. Hamdullah Öztürk
Kur'an'ın aile kurumuna dair sunduğu rehberlik bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Müminlerin eş seçiminde din ve ahlak güzelliğine öncelik vermeleri gerektiği belirtilmekte; Hz. İbrahim ve İmran ailesi örnekleri üzerinden çocukların imanlı ve topluma rehber bireyler olarak yetiştirilmesi için anne babalara düşen sorumluluk ele alınmaktadır.
Evlatların yaşlanan ebeveynlerine gereken hürmet ve güveni sağlaması, kardeşler arası ilişkilerde ise vefasızlıklara karşı Hz. Yusuf'un sergilediği affedici ve kucaklayıcı tutumun örnek alınması tavsiye edilmektedir. Eşlerin birbirini kusurları örtecek şekilde —tıpkı bir elbise gibi— koruması ve aile birliğini sürdürmede ısrarcı olması gerektiği vurgulanmaktadır.
Sıla-ı rahim ve komşuluk ilişkilerinin sağlam tutulması; bu bağların ümmet ve milletlerarası düzeye kadar genişletilmesi önerilmektedir. Aile içi gerilimleri idare etmenin büyük manevi değer taşıdığı belirtilmekte; bununla birlikte boşanmanın katlanılamaz durumlarda bir çıkış yolu olarak değerlendirilebileceği, ancak bu sürecin Kur'an'ın belirlediği haklar gözetilerek, lütuf ve ihsanla yürütülmesi gerektiği ifade edilmektedir.
3. Günümüzde Müslüman Ailede Eşlerin Karşılıklı Hak ve Sorumlulukları
Prof. Dr. Osman Kaşıkçı
Farklı ülkelerde yaşayan Müslümanların zaman zaman İslam aile hukuku ile ikamet ettikleri ülkenin pozitif hukuku arasında çelişkilerle karşılaştığı tespit edilmektedir. Bu meseleye yönelik hem pratik hem de dinî çözüm yolları sunulmakta; mezhep esnekliğinin bu bağlamda önemli bir imkân sunduğu vurgulanmaktadır. Kendi mezhebinde çıkış yolu bulamayan bir Müslüman, diğer hak mezheplerin görüşleriyle amel edebilir ya da iki mezhebin hukuk sisteminden şartları daha ağır olanına uyarak her ikisinin gerekliliklerini karşılayabilir.
Nikah, mehir ve şahitlik gibi konularda mezhepler arası taklit yoluna başvurulabileceği; resmî nikahın ise İslam'daki "sözleşme serbestisi" ilkesi çerçevesinde geçerli bir evlilik akdi olarak değerlendirilebileceği açıklanmaktadır. Boşanma meselesinde de mezhep esnekliğine başvurulabileceği ve resmî boşanmanın dinî boşanmanın yerini tutabileceği ifade edilmektedir. Sonuç olarak Müslümanların, dinî ve kültürel kimliklerinden taviz vermeksizin dünyanın her yerinde İslam hukukunun sunduğu geniş yorum imkânları çerçevesinde huzurla yaşayabilecekleri belirtilmektedir.
4. Ailenin Kurulmasında ve Sürdürülmesinde İktisadın Önemi
Cemil Tokpınar
Günümüz evliliklerinde israfın yaygınlaşması ve pahalı düğünler, evliliğin maddi yükünü artırmakta ve gençlerin yuva kurmasını zorlaştırmaktadır. İslam'ın ölçülerine uygun, çağın şartlarını da gözeten sade ve mütevazı bir düğün anlayışının teşvik edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Evlilik hazırlıklarında gösterişten ve gereksiz harcamalardan kaçınılmalı, ihtiyaç eksenli harcama ve bereket ilkesi esas alınmalıdır.
İktisat anlayışı yalnızca düğün süreciyle sınırlı kalmamalı; aile hayatının tamamına yayılmalı ve çocuklara erken yaşlardan itibaren bu kültür aşılanmalıdır. Kanaat ve ölçülülük, nesillere aktarılması gereken temel bir aile erdemi olarak değerlendirilmektedir.
5. Fethullah Gülen Hocaefendi'ye Göre Ailevi Huzurun Dinamikleri
Dr. Yüksel Çayıroğlu
Modern dönem, yapısal ve kültürel etkileriyle aile kurumunu derinden sarsmaktadır. Huzurlu bir ailenin temeli evlilik öncesindeki bilinçli hazırlık döneminde atılmaktadır; eş seçiminde maddi ölçütler değil, ahlâk, karakter ve inanç uyumu esas alınmalıdır. Aile hayatının bir imtihan alanı olarak kavranması, bu imtihanı kazandıran temel dinamikleri de gündeme getirmektedir: Sadakat, sabır, sorumluluk ve fedakârlık.
Hocaefendi'nin aile anlayışında manevî boyut belirleyici bir yer tutmaktadır. İlişkinin sürdürülebilirliği yalnızca duygu yoğunluğuna değil; karşılıklı saygı, derin bir kulluk bilinci ve ortak manevî hedeflere dayanmaktadır. Bu perspektif, aile huzurunu bireysel tercihler düzleminden çıkararak daha geniş bir anlam çerçevesine taşımaktadır.
6. Hizmet Hareketinin Aileyi Koruyucu Yönü
Dr. Necla Bodur
Bu sunum, Hizmet Hareketinin aile kurumunu ayakta tutan manevî programları üzerine yoğunlaşmaktadır. Evin manevî imarı ve ibadet atmosferi bağlamında üç temel unsur ön plana çıkarılmaktadır: Ailece cemaatle kılınan namazların evi dış dünyanın fırtınalarına karşı sarsılmaz bir kale hâline getirdiği; teheccüd namazının aile içindeki gerginlikleri eriterek sekine indiren manevî bir güç olduğu ve annelerin özel hâllerinde dahi dua ve zikirle seccadede bulunmasının çocuklara "ibadet hayatın merkezidir" mesajını verdiği belirtilmektedir.
Manevî takip kalemleri açısından cemaatle namaz ortak bir şuur ve manevî vahdet zemini oluşturmakta; kitap müzakeresi zihinsel ve kalbî bir frekans uyumu sağlamakta; ortak dua saatleri ise kolektif ruh gelişimine ve empatiye katkıda bulunmaktadır. Karakter inşası boyutunda ise çetele sistemiyle ibadet, okuma ve duaların düzenli takibinin disiplinli bir kulluk bilinci oluşturduğu; söylemden ziyade temsil üzerinden ebeveynin bizzat yaşadığı ahlakın çocuklar tarafından içselleştirildiği vurgulanmaktadır. Hizmet bünyesindeki kamp ve rehberlik faaliyetlerinin gurbette kimliği koruma ve nesillere geniş bir ufuk kazandırma işlevi gördüğü de ayrıca ele alınmaktadır.
7. Sevgi, Merhamet ve Sorumluluk Ekseninde İdeal Anne Babanın Rolü
Ahmet Dönmez
Çocuklara yaklaşımda doğru bir üslup ve metodun geliştirilmesi gerektiği; ancak bu süreçte çocukların kişiliklerinin ve iradelerinin hiçbir şekilde yok sayılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. İçlerindeki potansiyelin doğru alanlara kanalize edilmesi, değerlerin ürkütmeden ve sevdirerek aşılanması, eğitim ve iletişim süreçlerinde çocukların hayal dünyalarına hitap edilmesi temel ilkeler olarak sıralanmaktadır.
Çocukların değer dünyasının kahramanlarla beslenmesi, akidesinin ise ilimle güçlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Çocukların en kıymetli emanet olduğu bilinciyle, kimlere teslim edildiklerine ve hangi sosyal medya mecralarında serbest bırakıldıklarına azami dikkat gösterilmesi gerektiği de özellikle vurgulanmaktadır.
8. Efendimiz’in (s.a.s.) Hayatından Günümüz Aile Problemlerine Çözüm Yolları
Dr. Osman Bodur
Bu sunum, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) aile hayatına dair nebevî modeli günümüz aile sorunlarına rehberlik edecek biçimde ele almaktadır. İlişki ve iletişimin temel ilkeleri açısından üç husus öne çıkarılmaktadır: Kişinin dindarlık ve karakter ölçüsünün toplumsal itibarından ziyade evindeki eş ve çocuklarına gösterdiği şefkatle belirlenmesi; aile mahremiyetinin kutsal bir emanet olarak korunması ve eşler arası sırların dijital mecralara kesinlikle ifşa edilmemesi; eşlerin birbirinin ruh hâlini anlayabilmesi ve anlık öfkeler yerine "rıfk" (yumuşaklık) diliyle hareket etmesi.
Gündelik hayattaki nebevî model bağlamında şu uygulamalar aktarılmaktadır: Hz. Peygamber'in devlet başkanlığı görevine rağmen kendi elbisesini yamaması ve ev işlerinde fiilen yardımcı olması; Hudeybiye örneğinde olduğu gibi kritik anlarda eşinin görüşüne başvurarak aileyi "biz" bilincine taşıması; sofrada bir araya gelmek, birlikte seyahat etmek ve ortak ibadetlerle ruhsal derinlik kazanmak suretiyle aile bağlarını en güçlü sermayeye dönüştürmesi.
9. Efendimiz’in (s.a.s.) Çocuklarla İletişim Örnekleri
Özlem Ekinci
Hz. Peygamber'in (s.a.s.) çocuklarla kurduğu iletişim biçimleri, günümüz ebeveynlik anlayışı için zengin dersler barındırmaktadır. Hataları azarlamak yerine alternatif sunarak ve onurunu koruyarak düzeltmek esastır; Rafi' b. Amr örneği bu anlayışın somut bir yansımasıdır. Çocukla ilişkide asla yalana başvurulmamalı, güven duygusu zedelenmemeli; sevgi ise kucaklama, öpme ve okşama gibi fiziksel temaslarla doğrudan hissettirilmelidir. İletişimde zorlaştırma yerine kolaylaştırma, korkutma yerine müjdeleme ilkesi her zaman önde tutulmalıdır.
Sunum, Batı pedagojisinin bazı ekollerinin benimsediği "asli günah" veya "boş levha" (tabula rasa) yaklaşımı ile nebevî pedagojiyi karşılaştırmalı biçimde ele almaktadır. Nebevî eğitim anlayışında çocuklar günahkâr değil; hayra meyilli ve temiz bir potansiyelle (fıtrat) dünyaya gelmektedir. Bu perspektif, kurallar yerine ilahi rahmeti merkeze alan, merhamet odaklı bir eğitim felsefesini zorunlu kılmaktadır. Sunumda bu yaklaşım "Rahmet ve Şefkat Paradigması" olarak tanımlanmaktadır.
10. Kültürel Aile Modeli ile İslami Aile Modelinin Karşılaştırılması
Numan Cemal Eryılmaz
Bu sunum, üç farklı aile modelini karşılaştırmalı bir perspektiften değerlendirmektedir. İslami aile modeli; hak, sorumluluk ve neslin korunması temelleri üzerine kurulmuştur. Anadolu aile modeli ise dayanışma, saygı ve güçlü akrabalık bağlarını ön plana çıkarmaktadır. Her iki modelde de "iffet" ve "evliliğin kutsal değeri" en belirgin ortak paydayı oluşturmaktadır.
Buna karşılık modern aile modeli; bireyselleşme, rol karmaşası ve kültürel zayıflama gibi ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. Kültürel değerlerin korunması önemi vurgulanmakla birlikte, Kur'an ve Sünnetin her zaman temel ve mutlak ölçü olarak kabul edilmesi gerektiği özellikle belirtilmektedir. Geleneksel kültürel birikimin vahiy merkezli bir perspektifle süzgeçten geçirilerek yaşatılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
11. Risale-i Nur Perspektifinden Ailenin Koruyucu Rolü
Dr. Ali Ünsal
Bediüzzaman Said Nursî'nin Risale-i Nur külliyatından hareketle aile kurumunun anlam ve işlevi bu sunumda beş temel eksen üzerinden ele alınmaktadır. Aile, insanın dünyadaki sığınağı ve küçük bir cennetidir. Ahiret inancı, aile içi sevginin ve bağlılığın kalıcı ve sarsılmaz temelidir. Kadın, ailenin şefkat, huzur ve güven merkezini oluşturmaktadır. Ebeveyn–evlat ilişkisi karşılıklı emanet ve hürmet bilinci üzerine inşa edilmelidir. İhtiyarlara hürmet ve hizmet ise aile içindeki bereketi artıran en önemli vesilelerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Risale-i Nur'un aile hayatındaki yapıcı ve ıslah edici rolü de ayrıca vurgulanmaktadır. Külliyatın sunduğu iman ve ahlak perspektifinin, modern dönemin aile kurumunu aşındıran etkilerine karşı güçlü bir manevî kalkan işlevi gördüğü belirtilmektedir.
İLAHİYAT GRUBU: TEKLİF VE TAVSİYELER
İlahiyat Grubu sunumları ve müzakereleri neticesinde genel kurulun değerlendirmesine sunulmak üzere kapsamlı teklifler geliştirilmiştir:
A. Manevî Hayat ve Maneviyatın Güçlendirilmesi
1. Aile maneviyatının sekiz temel direği olan niyet, merhamet, rıza, sadaka, hizmet, iffetin korunması, sabır ve muhabbet kavramları, haftalık sohbet ve istişare gündemlerinde düzenli olarak işlenmeli; bu amaca yönelik eğiticilere kaynaklık edecek materyaller oluşturulmalıdır.
2. Ailelerin manevî hayatını canlandırmak amacıyla, başta anne-baba olmak üzere tüm bireylere ailece takip edebilecekleri bir manevî program çizelgesi sunulmalıdır. Örnek hedefler: Haftada en az beş vakit cemaatle namaz, haftada en az iki teheccüd namazı, ailece Kur'an okuma ve haftalık ortak kitap okuma.
3. Evin manevî iklimini canlı tutan uygulamalar —cemaatle namaz, kitap müzakeresi, ortak dua saatleri, çetele sistemi— teşvik edilmeli ve bu uygulamaların nasıl hayata geçirileceğine dair ailelere somut rehberlik sunulmalıdır.
B. Hukuki Rehberlik ve Aile Hukuku
4. Hicretle birlikte farklı ülkelerde yaşamak durumunda kalan Müslümanların nikah, boşanma ve aile hukuku konularında karşılaştıkları belirsizlikleri gidermek amacıyla bilgilendirici sohbet ve seminer programları düzenlenmelidir.
5. Mübah olmakla birlikte, erkeklerin ehl-i kitap kadınlarla evlilik konusunda daha temkinli olmaları tavsiye edilmelidir; uzun vadede yaşanabilecek ciddi uyum sorunları bu tavsiyenin gerekçesini oluşturmaktadır.
C. Evlilik Öncesi Hazırlık ve Eğitim
6. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin aile huzuruna dair ilkeleri doğrultusunda, eş seçiminde ahlâk ve manevî uyumu ön plana çıkaran evlilik öncesi bilinçlendirme programları yaygınlaştırılmalıdır.
7. "Bütüncül evlilik sertifikası programları" genişletilmelidir. Bu programlar yalnızca dinî bilgi aktarımıyla sınırlı kalmayıp psikolojik, sosyolojik ve hukuki boyutları da kapsamalı; kayınvalide ve kayınpeder eğitimlerini de müfredata dahil etmelidir.
8. Evlilik ve aile konuları işlenirken yalnızca olumsuzluklar ve krizler değil; evliliğin getirdiği güzellikler ve pozitif yanlar da güçlü biçimde nazara verilmelidir.
D. Düğünlerde İsraf ve Mahremiyet
9. Gösterişli ve aşırı maliyetli düğün anlayışının gençlerin yuva kurmasını zorlaştırdığı ve İslam'ın ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı göz önünde bulundurularak, hizmet tabanında ciddi bir farkındalık çalışması başlatılmalıdır.
10. Hizmet tabanında gerçekleştirilen düğün organizasyonlarında mahremiyet ihlallerinin önüne geçmek için gerekli hassasiyet gösterilmeli ve tedbirler alınmalıdır.
11. İktisat ve kanaat kültürü, yalnızca düğün süreciyle sınırlı kalmayıp aile hayatının tamamını kapsamalı; çocuklar erken yaşlardan itibaren bu kültürle yetiştirilmelidir.
E. Kriz Yönetimi ve Danışmanlık
12. Bölgesel veya ülkesel düzeyde uzman kişilerden oluşan "akil heyetler" kurulmalıdır. Bu heyetler ailevi kriz durumlarında müdahil olmalı, şahsa münhasır değerlendirmeler yapmalı; ayrıca hikmet.net platformunda müzakere edilerek ortak bir usul çalışması yürütülmelidir.
13. Aile problemi yaşayan bireylerin çekinmeden iletişim kurabilecekleri güvenli danışma mekanizmaları oluşturulmalı; tüm aile fertlerinin sıkıntılarını erken aşamada dile getirmelerine zemin hazırlanmalı ve ailevi sırların korunmasına azami özen gösterilmelidir.
14. Aile problemleri tam anlamıyla gün yüzüne çıkmadan önce, koruyucu hekimlik anlayışıyla önleyici tedbirler alınmalı ve karar süreçlerine hazırlık sunulmalıdır.
15. Günümüzde yaygınlaşan aile içi şiddetin —psikolojik, ekonomik ve fiziksel boyutlarıyla— ayrıca ele alınması ve bu konuya yönelik çalışmalar yapılması.
F. Hizmet Hareketi ve Aile
16. Hizmet Hareketinin aile kurumunu dolaylı ama son derece güçlü biçimde koruyan işlevi öne çıkarılmalı; hayatın her evresinde insanı muhafaza eden kuşatıcı programların bu boyutu aktif biçimde vurgulanmalıdır.
17. Hicret sonrasında Hizmet ile bağı zayıflayan ailelerde aile içi sorunların belirgin şekilde arttığı gözlemlenmektedir. Hicret etmiş aileler asla yalnız bırakılmamalı, onlarla canlı ve sıcak bir iletişim sürdürülmeli, manevî destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
18. Aktif hizmet eden kadroların mesai yoğunluğu ile aile dengesi arasındaki ilişkiye dair beklentiler net biçimde ortaya konulmalı; aileyi ihmal etmeyen dengeli bir hizmet anlayışının yerleşmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.
19. Aile bireylerinin tamamının haftalık hizmet faaliyetlerinde aktif olup olmadığına dikkat edilmeli; aile içinde manevî kopukluklar yaşanmasına fırsat verilmemelidir.
G. Nebevî Model, Kur'an ve Risale-i Nur Programları
20. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) aile hayatındaki nezaketi, zarafeti ve eşlerine gösterdiği ince düşünce ön plana çıkarılmalı; Efendimiz’in ve sahabe-i kiramın hayatları rol model olarak sunulmalıdır.
21. Kur'an'ın aile kurumuna yönelik temel ilkeleri hizmet tabanında sürekli gündem yapılmalı; sohbet ve akademik takvimlere Kur'an merkezli aile programları sistematik biçimde dahil edilmelidir.
22. Risale-i Nur merkeze alınarak "Ailenin Koruyucu Yönü" kapsamında özgün programlar projelendirilebilir: Ebedî Arkadaşlık Bilinciyle Aile Eğitimi, Anne-Baba Okulu — Hakikî Şefkat Programı, Gençler İçin Aile Rehabilitasyonu, Ebeveyn-Evlat İlişkisinde Emanet Bilinci, Aile Büyüklerine Hizmet ve Haneyi Medreseye Dönüştürmek bunların başında gelmektedir.
H. Kurumsal Yapı ve Gelecek Perspektifi
23. Hizmet bünyesindeki "Aile Ünitesi" daha aktif ve kurumsal bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu çalıştayda ele alınan hayati başlıkların önümüzdeki yıllarda daha ayrıntılı işlenmesi sağlanmalı ve merkezi bir aile birimi yapısının kurulup kurulamayacağı istişare edilmelidir.
24. Evlilik seminerleri yalnızca yeni evlilere değil; evlenecek adaylara ve yıllardır evli olan çiftlere yönelik geniş katmanlı bir yapıda planlanmalı; bu seminerleri verecek nitelikli uzmanların yetiştirilmesi için somut adımlar atılmalıdır.
25. Hizmet kadrosuna psikolojik destek sağlanmalı; daha önce hicret etmiş hanımefendilerle iletişim kanalları geliştirilmeli ve bulunulan ülkelerde profesyonel psikolog ile aile danışmanı istihdamı planlanmalıdır.
26. Aile ile ilgili programlar, Z ve Alfa kuşaklarının düşünce dünyasına ve diline hitap edecek şekilde esnekçe güncellenmelidir. Farklı cinsel temayüller ve akımlarla ilgili aileleri korumaya yönelik kapsamlı çalışmalar hazırlanmalı; inanç ve ideolojik problemlere yönelik modern ikna yöntemleri geliştirilmelidir.
İKİNCİ BÖLÜM: SOSYAL BİLİMLER VE EĞİTİM GRUBU
Sunum Özetleri ve Teklifler
SOSYAL BİLİMLER VE EĞİTİM GRUBU SUNUM ÖZETLERİ
1. Dijital Çağda Mahremiyet ve Aile Koruması
Dr. Soner Teker
Bu çalışma, dijitalleşme sürecinin mahremiyet anlayışı üzerindeki etkilerini aile ve din eğitimi perspektifinden ele almakta; aile merkezli bir dijital mahremiyet eğitimi modeli önermektedir. Günümüzde dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte bireylerin iletişim biçimleri, sosyal ilişkileri ve bilgi paylaşım alışkanlıkları köklü biçimde değişmiştir. Bu dönüşüm, mahremiyet kavramının kapsamını genişletmiş ve yeni risk alanlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Mahremiyet, çalışmada yalnızca bireysel bir hak olarak değil; insan onurunun korunmasıyla doğrudan ilişkili çok boyutlu bir değer olarak tanımlanmaktadır. Beden mahremiyeti, mekân mahremiyeti, bilgi mahremiyeti, aile mahremiyeti ve dijital mahremiyet bu çok boyutlu yapının temel unsurlarını oluşturmaktadır.
Dijitalleşme süreci, iletişim, eğitim ve bilgiye erişim alanlarında önemli fırsatlar sunarken beraberinde veri güvenliği sorunları, dijital bağımlılık, aşırı görünürlük ve mahremiyet ihlalleri gibi ciddi riskleri de getirmiştir. Özellikle çocukların dijital ortamlarda giderek daha görünür hâle gelmesi, pedagojik ve etik açıdan yeni tartışmaları zorunlu kılmaktadır.
Çalışma, ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve kişisel bilgileri sosyal medya platformlarında paylaşmasını ifade eden "sharenting" kavramını da ele almaktadır. Bu pratiğin çocukların mahremiyet hakları ve dijital güvenlikleri üzerindeki olumsuz etkileri vurgulanmakta; dijital paylaşımlarda çocuğun üstün yararının her zaman ön planda tutulması gerektiği belirtilmektedir.
Din eğitimi boyutunda ise Kur'ân'daki mahremiyet ilkeleri incelenmektedir. İnsan onurunun korunması, izin kültürü, tecessüs yasağı, hayâ bilinci ve hudut bilinci gibi kavramlar, dijital çağın mahremiyet sorunlarına yönelik köklü ahlâkî ve eğitsel referanslar sunmaktadır. Çalışmaya göre dijital mahremiyet bilincinin geliştirilmesi yalnızca teknik bilgiyle değil; değer eğitimi ve içsel denetim mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkün olabilmektedir.
2. Çok Dillilik ve Ana Dilinin Muhafazası
Dilek Öztoprak — Rutgers Üniversitesi Türk Dili Okutmanı & Columbia Üniversitesi Osmanlı Türkçesi Okutmanı
Bu sunum, göç, küreselleşme ve dijitalleşmeyle birlikte milyonlarca ailenin günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası hâline gelen çok dillilik olgusunu ele almaktadır. Göçmen ailelerin çocukları çoğunlukla evde farklı, okulda ve sosyal çevrede farklı bir dil kullanarak büyümektedir. Geçmişte bir sorun olarak algılanan çok dillilik, günümüzde bilişsel esneklik, problem çözme becerisi, kültürlerarası iletişim yetkinliği ve farklı bakış açılarını anlayabilme gibi önemli kazanımlar sunan bir zenginlik olarak değerlendirilmektedir.
Sunum, aileler arasında yaygın olan bazı yanlış inançlara dikkat çekmektedir: Çocukların iki dili aynı anda öğrenemeyeceği, ana dil kullanımının İngilizce gelişimini yavaşlatacağı veya evde yalnızca İngilizce konuşmanın akademik başarıyı artıracağı gibi kanılar, araştırmalar tarafından desteklenmemektedir. Aksine, güçlü bir ana dili temeline sahip çocukların ikinci dili daha başarılı öğrendiği, akademik başarılarının daha yüksek olduğu ve kimlik gelişimlerinin daha sağlıklı ilerlediği görülmektedir. Asıl risk, çok dilliliğin kendisinde değil; ana dilin zamanla zayıflamasında ve kuşaklar arası aktarımın kesintiye uğramasında yatmaktadır.
Yurt dışında yaşayan aileler için anadil sadece bir iletişim aracı olmanın ötesinde bir öneme sahiptir. Anadil kültürel hafızanın taşıyıcısı, aile tarihinin aktarım aracı, değerlerin ve kimliğin koruyucusudur. Sunumda önerilen hedef, anadili çocuklara bir ders konusu olarak değil; sevginin, sohbetin, hikâyelerin, şarkıların ve aile bağlarının dili olarak sunmaktır.
Sunum, Culturally Relevant Pedagogy (Gloria Ladson-Billings), Culturally Sustaining Pedagogy (Django Paris) ve Translanguaging (Ofelia García) gibi güncel eğitim yaklaşımlarına da yer vermektedir. Bu yaklaşımlar, öğrencilerin kültürel geçmişlerini eğitim sürecine taşımayı, dilsel ve kültürel mirası korumayı ve çok dilli bireylerin tüm dilsel kaynaklarını öğrenme sürecinde kullanabilmelerini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Ana dilin korunmasının yalnızca bir eğitim politikası meselesi değil, her şeyden önce bir aile meselesi olduğu vurgulanmaktadır.
3. Göçmen ve Diaspora Ailelerinde Kimlik Koruma Stratejileri
Prof. Dr. Zeynep Işık-Ercan — Rowan Üniversitesi
Bu çalışma, ABD, Avrupa ve diğer ülkelerdeki Müslüman göçmen ailelerin kimlik muhafazası ve kültürel entegrasyon süreçlerini incelemektedir. Birinci nesil göçmenlerin dinî ve kültürel referanslara sahip olarak iki kültürü karşılaştırma imkânı bulduğu; ancak yeni ülkede doğmuş ya da küçük yaşta göç etmiş ikinci nesil çocuklar için kimlik inşası süreçlerinin çok daha karmaşık bir hâl aldığı tespit edilmektedir.
Araştırma, göçmen ailelerin genellikle üç farklı rota izlediğini ortaya koymaktadır: Birincisi, kültür kaybı endişesiyle vatan kültürünü olduğu gibi koruma çabası; bu yol kuşak çatışmalarına ve gençlik döneminde aidiyet problemlerine yol açabilmektedir. İkincisi, popüler kültürün baskısıyla vatan kültürünü tamamen reddedip yeni kültüre tam uyum sağlama; bu tutum kimlik erozyonu, motivasyon kaybı ve akademik başarısızlık gibi olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Üçüncüsü ve en sağlıklısı ise her iki aşırılıktan kaçınarak bilinçli bir "Üçüncü Yer" (Third Space) oluşturmaktır.
"Üçüncü Yer" modeli, ne asimilasyona ne de kültürel izolasyona dayanan; aksine kökleri güçlü, üretici ve evrensel değerlere açık yeni bir kimlik inşasını hedefleyen bütüncül bir yaklaşımdır. Bu modelin temelleri; Kur'ân, Sünnet, evrensel kültür ve medeniyetten oluşan kadim mirasın yeniden kazanılmasına ve bu mirasın geliştirilerek sonraki nesillere aktarılmasına dayanmaktadır.
Modelin beş temel boyutu şöyle sıralanmaktadır: Çoklu kaynaklardan beslenebilmek, farklı kültürlerde bilinçli hareket edebilmek, bilinçli kimlik tercihleri yapabilmek, kuşaklar arası çatışmaları azaltabilmek ve gelenekleri yeniden üretebilmek. Araştırma bulgularına göre başarılı ikinci nesil göçmenlerde ailenin başarıya olan inancı ve çocukların eğitimine verilen destek kritik belirleyiciler arasında yer almaktadır. Kimlik erozyonunun önündeki en büyük riskler ise aile rehberliğinin yetersizliği, dinî kimliğin kuşaklar arasında zayıflaması ve entegrasyon güçlükleridir.
4. Dijital Bağımlılık ve Çocuklarda Sosyal İzolasyon: Ailenin Rolü
Feyza Yılmaz
Bu sunum, dijital bağımlılık kavramını ve çocuklarda sosyal izolasyonla ilişkisini kapsamlı biçimde ele almaktadır. Bağımlılık, bireyin zararlarını bilmesine rağmen belirli bir davranışı sürdürmesi olarak tanımlanmakta; günümüzde artık madde kullanımının yanı sıra internet, sosyal medya, oyun ve çevrimiçi platformların kontrolsüz kullanımını kapsayan davranışsal bağımlılıkların da bu tanım çerçevesinde değerlendirildiği vurgulanmaktadır.
Küresel veriler konunun büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır: Dünya genelinde 6 milyardan fazla internet kullanıcısı mevcuttur, 5 milyardan fazla kişi sosyal medya kullanmaktadır, ortalama günlük internet kullanımı 6–7 saate ulaşmış ve haftalık sosyal medya kullanımı yaklaşık 18 saate çıkmıştır. Çocuklar ve gençler bu risklere özellikle açık bir konumdadır.
Sunum, dijital bağımlılığı salt bir teknoloji meselesi olarak değil; aynı zamanda kimlik, irade ve değerler meselesi olarak ele almaktadır. Bağımlılığın zıddının özgürlük olduğu vurgusundan hareketle, her türlü bağımlılığın bireyin iradesini zayıflattığı belirtilmektedir. Dijital bağımlılığın somut sonuçları arasında sorumluluk duygusunun zayıflaması, gerçek hayattan uzaklaşma, tabiatla bağın kopması, sanal kimlik geliştirme riski ve sosyal aidiyetlerin aşınması sayılmaktadır.
Ailenin bu süreçteki rolü merkezi bir konumda değerlendirilmektedir. Planlı ve tutarlı bir yaşam tarzı, güzel örnek olma, doğru zamanda doğru sınır koyma, şefkati yerinde kullanma ve iyi bir sosyal çevre oluşturma; irade terbiyesi için temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Günlük ekran sürelerinin belirlenmesi, ortak dijital saatler oluşturulması (ekransız yemek, sohbet ve uyku öncesi zamanlar), spor ve sanat gibi ekran dışı alternatif etkinliklerin sunulması ve düzenli aile toplantılarıyla açık iletişim ortamı kurulması da pratik öneriler arasında yer almaktadır.
Temel mesaj açıktır: Amaç çocukları dijital dünyadan uzaklaştırmak değil; onları pasif birer tüketici yerine bilinçli, üretken ve iradesini koruyan bireyler olarak yetiştirmektir.
5. Modern Ahlak Erozyonu Karşısında Çocuk ve Gençlere Dinî Değer Aktarımı
Hacer Hale Azman
Bu çalışma, modern ahlak erozyonunun sebeplerini analiz etmekte; çocuk ve gençler üzerindeki etkilerini değerlendirmekte ve günümüz şartlarına uygun bütüncül bir din eğitimi modeli önermektedir. Ahlaki değerlerin oluşumunun doğrusal değil döngüsel bir süreç olduğu vurgulanmakta; tarih boyunca değerlerin krizler ve yeniden yapılanmalarla geliştiği hatırlatılarak ahlaki yozlaşmanın doğru okunduğunda yenilenmenin başlangıç noktasına dönüşebileceği belirtilmektedir.
Modern dünyadaki ahlak erozyonu çok katmanlı sebeplere bağlanmaktadır. Bireysel ve psikolojik düzeyde enaniyet, haz odaklı yaşam anlayışı, disiplin eksikliği ve anlam kaybı öne çıkmaktadır. Düşünsel ve kültürel düzeyde ahlaki rölativizm, dünyevîleşme, tüketim kültürü ve hakikat algısının aşınması belirleyici etkenler olarak sıralanmaktadır. Dijital kültür boyutunda ise sosyal medya üzerinden rol model etkisi, taklitçilik, mahremiyet algısının çözülmesi ve dijital din algısının yüzeyselleşmesi önemli riskler arasında gösterilmektedir. Sosyal ve aile düzeyinde ise aile bağlarının zayıflaması, otorite ve rehberlik eksikliği ile dinî hassasiyetlerin gizlenmesi eğilimi de erozyona katkıda bulunan faktörler olarak tespit edilmektedir.
Değer aktarımında etkili pedagojik ilkeler şu şekilde özetlenmektedir: Değerlerin yalnızca bilinmesi değil, inanılması ve yaşanması; rol modelleme ve özdeşim yoluyla öğrenme; gelişim düzeyine uygunluk; duyuşsal bağ kurma; deneyim temelli öğrenme ve alışkanlık kazandırma yoluyla süreklilik. Çocuklar, değerleri en güçlü biçimde aile içinde gözlemleyerek ve yaşayarak öğrenmektedir.
Kurumsal din eğitiminde ise iman–ibadet–ahlak–siyer bütünlüğü temel eksen olarak benimsenmekte; eğiticilerin niteliğinin güçlendirilmesi, duyuşsal katılım, aktif öğrenme yöntemleri, aile katılımı ve dijital kültüre yönelik bilinç geliştirme ön plana çıkarılmaktadır. Değerlendirmenin bilgi, tutum ve davranış düzeylerini birlikte kapsaması gerektiği de özellikle vurgulanmaktadır.
SOSYAL BİLİMLER VE EĞİTİM GRUBU: ORTAK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Sosyal Bilimler ve Eğitim Grubu sunumlarında ortaya konulan tespitler ve önerilen modeller, ortak bir çerçevede değerlendirildiğinde aşağıdaki somut öneri ve hedefler öne çıkmaktadır:
A. Dijital Mahremiyet Alanında
1. "Aile Merkezli Dijital Mahremiyet Eğitimi Modeli" uygulamaya konulmalıdır. Bu model dört boyutu kapsamaktadır:
a) Ontolojik bilinç — bireyin insan onurunu ve mahremiyetin anlamını içselleştirmesi;
b) Dijital okuryazarlık — teknolojiyi bilinçli ve sorumlu kullanabilme becerisi;
c) İçsel muhasebe ve öz denetim — dijital davranışları sorgulayabilme kapasitesi;
d) Rehberlik temelli ebeveynlik — ailenin çocuklara dijital dünyada yol gösteren aktif bir eğitim kurumuna dönüşmesi.
2. Çocukların dijital ortamdaki temsilinde (sharenting) çocuğun üstün yararı esas alınmalı; ebeveynler bu konuda bilinçlendirilmelidir.
3. Dijital mahremiyet eğitimi, teknik bilginin yanı sıra Kur'ân'ın mahremiyet ilkelerini (izin kültürü, tecessüs yasağı, hayâ bilinci) içerecek şekilde yapılandırılmalıdır.
B. Ana Dil ve Çok Dillilik Alanında
4. Aileler, evde Türkçe / kendi anadillerini konuşmayı bir dil politikası olarak benimsemeli; ana dilin ikinci dilin gelişimini olumsuz etkilemediği gerçeği konusunda bilinçlendirilmelidir.
5. Hedeflenen kazanım yalnızca günlük iletişim düzeyinde dil bilgisi değil; Türkçe / anadilinde okuyabilmek, yazabilmek, düşünebilmek, üretebilmek ve kültürel mirası özgün dilinde anlayabilmek olmalıdır.
6. Okullar ve kültür merkezleri güncel pedagojik yaklaşımları (Culturally Sustaining Pedagogy, Translanguaging) takip ederek iki dilli eğitim uygulamalarını desteklemelidir.
7. Rehberlik hizmetlerinde ana dilin belirli bir standarda göre kullanılması sağlanmalıdır.
C. Göçmen Kimliği ve Kültürel Entegrasyon Alanında
8. "Üçüncü Yer" (Third Space) modelinin uygulanması teşvik edilmelidir: Ne tam asimilasyon ne de kültürel izolasyon; aksine hem köklere sahip çıkma hem de yaşanılan topluma katkı sunabilme ekseninde yeni bir kimlik inşası hedeflenmelidir.
9. Dil ve kültür eğitimi kapsamında kitap okuma alışkanlığı, yazma becerileri, Kur'ân ve şiir ezberlemeleri ile kültürel kavramların yaşatılması desteklenmelidir.
10. Çocukların aktif tercih yapabilmesi, sosyal çevrelerini bilinçli seçebilmesi ve liderlik becerilerini geliştirebilmesi için aileler ve kurumlar iş birliği yapmalıdır.
D. Dijital Bağımlılık ve Sosyal İzolasyon Alanında
11. Aileler ekran sürelerini sınırlayan açık ve tutarlı kurallar belirlemelidir; ekransız yemek saatleri, sohbet zamanları ve uyku öncesi periyotlar aile rutinine dahil edilmelidir.
12. Spor, sanat, kitap okuma, doğa ve akran ilişkileri gibi ekran dışı alternatif faaliyetler sistematik biçimde sunulmalıdır.
13. Ebeveynler dijital dünyada sağlıklı kullanım kültürünü bizzat örnek davranışlarıyla oluşturmalıdır. Dijital okuryazarlık yetkinliği ailelere kazandırılmalıdır.
E. Dinî Değer Aktarımı ve Ahlak Eğitimi Alanında
14. "İDRAK & İNŞA" modeli (bilgiyi öğrenciye doğrudan aktarmak yerine, öğrencinin kendi zihinsel süreçlerini ve bilişsel becerilerini kullanarak bilgiyi anlamlandırmasını, kavramasını ve kişisel bir senteze ulaşmasını merkeze alan pedagojik bir yaklaşım) esas alınarak çocuk merkezli, oyun temelli, teknoloji destekli ve aileyi sürece dahil eden esnek bir din eğitimi programı geliştirilmelidir.
15. Değer aktarımı, soyut kural öğretimi yerine kıssalar, siyer örnekleri, drama, rol oynama ve sosyal sorumluluk projeleri gibi deneyim temelli yöntemlerle hayata taşınmalıdır.
16. Eğiticilerin niteliğinin güçlendirilmesi, duyuşsal katılımın sağlanması ve aile katılımının artırılması için kurumsal düzeyde programlar planlanmalıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: POZİTİF BİLİMLER GRUBU
Sunum Özetleri ve Teklifler
Oturum Başkanı: Uzm. Dr. Figen Es | Sekreter: Uzm. Psikolog İnci Yıldız
POZİTİF BİLİMLER GRUBU SUNUM ÖZETLERİ
1. Ebeveyn–Çocuk Etkileşiminde Duygusal Düzenleme: Psikolojik Dayanıklılık ve Değerlerin İçselleştirilmesi
Okul Psikoloğu Eni Hajani
Duygusal düzenleme, yalnızca çocuğun bireysel becerisi değil; ebeveyn ile çocuk arasında gelişen ilişkisel bir süreçtir. Ebeveynin kendi duygularını sağlıklı şekilde yönetebilmesi, çocuğun öz-düzenleme becerisinin gelişmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
Gelişim dönemlerine göre farklı yaklaşımlar önerilmektedir: 2–6 yaş döneminde çocuğun duygularının görülmesi, anlaşılması ve güvenli sınırlar içinde yönlendirilmesi kritik önem taşımaktadır. 7–11 yaş döneminde çocuk; özdenetim, sorumluluk alma ve davranışlarını değerlendirme becerilerine daha açık hâle gelmektedir. Ergenlik döneminde ise ebeveyn etkisi doğrudan kontrol yerine güven, ilişki ve karşılıklı saygı üzerinden sürdürülmelidir.
Sağlıklı duygusal düzenleme süreçleri, çocuğun hayal kırıklıkları ve yaşam zorlukları karşısında psikolojik dayanıklılığını güçlendirmektedir. Sabır, özdenetim, sorumluluk, saygı ve kanaat gibi temel değerlerin gelişimi; aile içindeki günlük yaşantı ve model alma süreçleriyle desteklenmektedir. Sağlıklı ebeveyn–çocuk ilişkisi, çocuğun yaşam boyu kullanacağı içsel denge mekanizmalarının ve değer temelli bir kişilik yapısının oluşmasına katkı sağlamaktadır.
2. Ailenin Koruyucu Rolü: Neden Zayıflıyor ve Nasıl Yeniden Güçlendirilebilir?
Uzm. Psikolog Musa Sarıcı
Aile, bireyin hayatındaki risk faktörlerine karşı koruyucu ve dengeleyici bir işlev gören en temel sosyal yapıdır. Bununla birlikte göç, mahpusluk, uzun süreli ayrılıklar ve travmatik deneyimler aile sisteminde görünmez kırılmalar oluşturabilmektedir. İlişkilerdeki yıpranma çoğu zaman ani değil; zaman içinde biriken ihmaller ve duygusal kopmalar sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Aidiyet duygusunun zayıflaması aile üyelerinin kendilerini yalnız ve anlaşılmamış hissetmelerine yol açabilmekte; eşler arası yabancılaşma ve ebeveyn–çocuk arasındaki duygusal mesafenin artması ailenin koruyucu işlevlerini azaltmaktadır. Ortak hatıraların, aile geleneklerinin ve birlikte geçirilen nitelikli zamanın korunması; yaşanan acıların ve kayıpların konuşulabilmesi aile içinde güven ortamının yeniden oluşmasına katkı sağlamaktadır.
Aile dayanıklılığı, sorun yaşamamakla değil; krizler sonrasında yeniden toparlanabilmekle ilişkilidir. Koruyucu aile yapısının güçlendirilmesi için güven, iletişim, ortak anlam üretimi ve manevî paylaşım alanlarının desteklenmesi gerekmektedir.
3. Azınlık ve Göçmen Topluluklarda Kronik Stres, Kimlik Gelişimi ve Koruyucu Faktörler
Dr. Sekine Öztürk
Azınlık ve göçmen gruplar, ayrımcılık, dışlanma ve uyum baskısı gibi nedenlerle uzun süreli ve birikimli stres faktörlerine maruz kalmaktadır. Kronik stresin etkileri yalnızca psikolojik alanla sınırlı kalmamakta; fiziksel sağlık üzerinde de önemli sonuçlar doğurmaktadır. Göçmen ailelerin karşılaştığı güçlükler, özellikle çocuk ve gençlerin kimlik gelişimi, aidiyet duygusu ve toplumsal uyum süreçlerini derinden etkileyebilmektedir.
Araştırmalar, sağlıklı aile ilişkilerinin önemli bir koruyucu unsur olduğunu; ancak göçmenlik bağlamında tek başına yeterli olmayabileceğini göstermektedir. Kültürel ve dinî kimlikle kurulan sağlıklı bağlar, bireyin kendini anlamlandırmasını kolaylaştırmakta ve dışlanmanın olumsuz etkilerini azaltmaktadır. Akran grupları, kültür merkezleri, aile dostları ve topluluk üyeleri; gençlere sosyal destek, rol model ve güvenli aidiyet alanları sunmaktadır.
Göçmen topluluklarda çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimi, yalnızca aile içi ilişkilerle değil; güçlü sosyal ağlar ve toplumsal bağlarla da desteklenmelidir. Kimlik gelişimini besleyen, aidiyet duygusunu güçlendiren ve kuşaklar arası etkileşimi artıran çalışmalar, göçmen toplulukların geleceği açısından önemli koruyucu mekanizmalar olarak değerlendirilmektedir.
4. Sosyal Medya, Dijital Kimlik ve Ergenlik Döneminde Ebeveyn Rehberliği
Doç. Dr. Sümeyra Tosun
Sosyal medya, ergenlere kendilerini ifade etme, sosyal ilişkiler kurma ve aidiyet duygusu oluşturma fırsatları sunarken çeşitli psikolojik riskleri de beraberinde getirmektedir. Dijital kimlik, bireyin çevrim içi ortamda oluşturduğu ve başkaları tarafından algılanan kimlik yapısını ifade etmekte; özellikle ergenlik döneminde benlik gelişimini derinden etkileyebilmektedir. Sosyal karşılaştırma, beğenilme ihtiyacı ve sürekli görünür olma baskısı; özgüven sorunları, yetersizlik duyguları ve kimlik karmaşasına yol açabilmektedir.
Dijital ortamda oluşturulan idealize edilmiş benlik sunumları, gençlerin gerçek benlikleriyle çevrim içi kimlikleri arasında uyumsuzluk yaratabilmektedir. Mahremiyet bilinci, dijital çağda çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimi açısından temel bir koruyucu unsur olarak öne çıkmaktadır. Ebeveynlerin çocuklarına ait içerikleri sosyal medyada paylaşmaları (sharenting) ise çocukların gelecekteki dijital kimliği ve güvenliği üzerinde uzun vadeli etkiler bırakabilmektedir.
Çocukların dijital ayak izi konusunda bilinçlendirilmesi ve kişisel bilgilerinin korunması, dijital vatandaşlık eğitiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Sağlıklı aile ortamlarında güven, açık iletişim, karşılıklı saygı ve duygusal destek; dijital dünyanın risklerine karşı belirleyici koruyucu faktörler olarak değerlendirilmektedir. Ebeveynlerin yalnızca denetleyen değil, rehberlik eden bir tutumla dijital dünyaya yaklaşmaları çocukların sorumluluk bilinci geliştirmesine önemli katkı sağlamaktadır.
5. Psikolojik Farkındalık ve İslami Değerler Perspektifinde Koruyucu Ebeveynlik
Psikolojik Danışman İsmail Eroğlu
Günümüz çocukları ve gençleri yalnızlık, kaygı, kimlik karmaşası, değersizlik duygusu, performans baskısı ve manevî boşluk gibi çok boyutlu psikolojik zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Çocukları korumak, etraflarına duvarlar örmekten ziyade; iç dünyalarında sağlam bir yön duygusu, değer sistemi ve güven duygusu inşa etmektir. Aile, çocuğun kendini değerli, anlaşılmış ve güvende hissettiği ilk sosyal öğrenme ve güven ortamını oluşturmaktadır.
Güvenli bağlanma; kabul, ilgi, aidiyet ve sevgi ihtiyaçlarının karşılanmasıyla gelişmekte, çocuğun dış riskler karşısındaki dayanıklılığını artırmaktadır. Ebeveynlikte temel hedef kontrol etmek değil; çocukla sağlıklı bir bağ kurarak ona rehberlik edebilmektir. Çocuğun davranışlarından önce duygularını anlayabilmek, sağlıklı iletişim ve etkili sınır koymanın temelini oluşturmaktadır.
Psikolojik farkındalık; tepki vermeden önce durabilmeyi, duyguyu fark etmeyi, ihtiyacı anlamayı ve uygun yönlendirmede bulunabilmeyi gerektirmektedir. Bilinçli ebeveynlik yaklaşımında çocuğun duyguları kabul edilirken davranışlarına gerekli sınırlar konulmalı; sevgi ile disiplin dengeli şekilde yürütülmelidir. Özdenetim, sorumluluk, merhamet, adalet, sabır ve ihlas gibi değerlerin psikolojik sağlamlığı desteklediği vurgulanmaktadır. Koruyucu ebeveynlik; fark etmek, anlamak, rehberlik etmek ve korumak üzerine kurulu olup çocuğun karakter ve kimlik gelişiminde belirleyici bir rol üstlenmektedir.
6. Merhamet, Nezaket ve Aile: Sosyal Bağların Nörobiyolojik Temelleri
Uzm. Dr. Figen Es
Sevgi, merhamet, nezaket ve empati yalnızca ahlaki değerler değil; insanın biyolojik ve psikolojik yapısında karşılığı bulunan temel ilişki dinamikleridir. Güvenli ve sıcak aile ilişkileri, bireyin stresle baş etme kapasitesini artırırken psikolojik iyilik hâlini de desteklemektedir. Şefkat ve yakınlık içeren etkileşimler, güven duygusunu güçlendiren biyolojik mekanizmaları harekete geçirerek aile bağlarının kuvvetlenmesine katkı sağlamaktadır.
Araştırmalar, olumlu sosyal ilişkilerin fiziksel ve ruhsal sağlık üzerinde koruyucu etkiler oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Güçlü aile bağları kendiliğinden oluşmamakta; düzenli ve bilinçli ilişki ritüelleriyle beslenmektedir. Sunumda aile içi ilişkileri güçlendiren koruyucu ritüeller şöyle sıralanmaktadır: Gün içinde birbirine gülümsemek ve olumlu duygusal temas kurmak; mümkün olduğunca günde en az bir öğünü birlikte paylaşmak; anne–baba ve çocukların birlikte yürüyüş yapmaları ile birebir özel zamanlar oluşturmaları; baba–kız, baba–oğul, anne–kız ve anne–oğul buluşmalarını desteklemek; uyumadan önce birlikte kitap okuma ve nitelikli paylaşım anları; eşlerin düzenli sohbet zamanları planlayarak ilişkiyi canlı tutmaları; aile içinde teşekkür etme, takdir etme ve güzel söz söyleme alışkanlıkları; ortak ibadet, dua, ziyaret ve aile buluşmaları. Aileyi güçlü kılanın yalnızca birlikte yaşamak değil; düzenli olarak sevgi, merhamet ve nezaket üreten bir ilişki kültürü oluşturmak olduğu vurgulanmaktadır.
7. Çocuk ve Gençlerde Ruhsal Dayanıklılığın Temeli Olarak Aile İçi Güven
Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Betül Düzenli
Ruhsal dayanıklılık, zorluk yaşamamak değil; yaşanan zorluklar ve kırılmalar sonrasında yeniden toparlanabilme kapasitesidir. Çocuk ve gençlerin psikolojik dayanıklılığı doğuştan gelen sabit bir özellik olmayıp aile içinde kurulan ilişkiler aracılığıyla gelişen dinamik bir süreçtir. Güvenli bağlanma, çocuğun hem kendisini hem de dünyayı algılama biçimini etkileyen temel gelişimsel yapılardan biridir.
Çocuğun duygularının görülmesi, anlaşılması ve uygun biçimde karşılık bulması; güvenli bağlanmanın ve sağlıklı benlik gelişiminin temelini oluşturmaktadır. Yargılanmayan, tutarlı, duygusal olarak ulaşılabilir ve şefkatli aile ortamları, çocuklarda güven duygusu ve psikolojik sağlamlığı desteklemektedir. Sunumda çocuğun ruhsal dayanıklılığını şekillendiren üç temel soruya dikkat çekilmektedir: "Değerli miyim?", "Duygularım kabul ediliyor mu?" ve "Dünya güvenli bir yer mi?"
Ebeveyn ile kurulan bağın niteliği, çocuğun Allah tasavvuru ve dinî duygularının gelişimi üzerinde de belirleyici bir etki oluşturabilmektedir; güven temelli ilişkiler, daha sağlıklı ve merhamet merkezli bir inanç algısını desteklemektedir. Belirli düzeyde hayal kırıklıkları ve kırılmalar kaçınılmaz olmakla birlikte, bu deneyimlerin çocuğun taşıyabileceği sınırlar içinde yaşanması, gelişim ve olgunlaşma için fırsat oluşturabilmektedir. Aşırı ihmal, travma ve yoğun duygusal yaralanmalar ise çocuğun psikolojik gelişimini olumsuz etkileyerek çeşitli ruhsal ve davranışsal problemlere zemin hazırlayabilmektedir.
8. Ergenlik Döneminde Ailenin Rehberlik Rolü
Dr. Gülcan Sungur
Ergenlik dönemi; kimlik gelişimi, aidiyet arayışı ve bireyselleşme süreçlerinin yoğun biçimde yaşandığı kritik bir gelişim evresidir. Göç, kültürel değişim, aile beklentileri ve akran ilişkileri; ergenin kendilik algısını ve aidiyet duygusunu önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Ergenler bağımsızlaşma ve özerklik ihtiyacı hissederken, ailelerin aşırı kontrolcü ya da aşırı koruyucu tutumları sağlıklı gelişimi zorlaştırabilmektedir.
Bu dönemde gençlerin en temel ihtiyaçlarından biri duygu ve düşüncelerinin anlaşılması, kabul edilmesi ve ciddiye alınmasıdır. Akademik başarı baskısı ve gelecek kaygısı ergenlerde yetersizlik duyguları ile motivasyon kaybına yol açabilmekte; dijital dünya sosyal destek zemini sunarken aşırı kullanım yeni riskler doğurmaktadır. Akran ilişkileri kimlik gelişiminin önemli bir parçasını oluştururken dışlanma, yalnızlık ve akran baskısı ruh sağlığını doğrudan etkileyebilmektedir.
Aile içinde rol ve sınırların netliği, ergenin sorumluluk geliştirmesine ve sağlıklı bireyselleşmesine katkı sağlamaktadır. Meslek seçimi ve gelecek planlaması süreçlerinde ebeveynlerin yönlendirici değil, rehberlik edici bir tutum benimsemeleri ergenin karar verme becerilerini geliştirmektedir. Koruyucu ebeveynliğin bu dönemdeki temel amacı ergeni kontrol etmek değil; güvenli bağlanmayı sürdürmek, özerkliğini güçlendirmek ve sağlıklı kimlik gelişimine eşlik etmektir.
9. Kırılmadan Esneyebilen Aile: Göç, Belirsizlik ve Toplumsal Kırılmalar Sonrasında Yeniden İnşa
Uzm. Psikolog İnci Yıldız
Aile, aynı evi paylaşan bireylerin toplamı değil; yaşayan ve değişen bir psikolojik sistemdir. Göç, oturum süreçleri, ekonomik belirsizlikler ve aidiyet kaybı aile içi kaygıyı artırmakta; uzun süreli belirsizlik aile üyelerinde umutsuzluk, tükenmişlik ve gelecek kaygısına yol açabilmektedir. Göç sonrasında aile içinde rol karmaşaları ve ebeveyn–çocuk rolleri arasında sınır bulanıklıkları yaşanabilmektedir. Sosyal destek ağlarının zayıflaması ailelerin yükünü artırırken dijitalleşme, aynı çatı altında yaşayan bireyleri duygusal olarak birbirinden uzaklaştırabilmektedir.
Aile dayanıklılığı krizin yokluğu değil; kriz sonrasında yeniden organize olabilme becerisidir. Koruyucu aile yapısının temel unsurları şöyle sıralanmaktadır: Güven, rol netliği, sınırlar, istişare, şefkat, anlam ve umut duygusu. Şefkat, merhamet, istişare, fedakârlık ve temsil gibi değerler aileyi koruyan kritik ilişki dinamikleri olarak öne çıkmaktadır. Aile içinde duyguların konuşulabildiği güvenli bir iletişim iklimi oluşturulmalı; çocuklara yaşlarına uygun sorumluluklar verilmeli ve yetişkin sorumlulukları yüklenmemelidir. Güçlü aile; sorun yaşamayan değil, değişen şartlara rağmen bağlarını koruyan ve ortak umut üretebilen ailedir.
POZİTİF BİLİMLER GRUBU: TALEPLER VE ÖNERİLER
Pozitif Bilimler Grubu sunumları, müzakereleri ve değerlendirmeleri neticesinde ailenin; bireyin psikolojik, sosyal, ahlaki ve manevî gelişiminin temel zemini olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Aile kurumunun korunması yalnızca aile bireylerinin sorumluluğu değil; eğitimciler, uzmanlar, sivil toplum yapıları ve ilgili kurumların ortak görevidir. Bu çerçevede aşağıdaki talep ve öneriler geliştirilmiştir:
A. Koruyucu ve Önleyici Hizmetler
1. Aile alanındaki çalışmalar yalnızca kriz dönemlerine odaklanmamalı; koruyucu ve önleyici hizmetler yaygınlaştırılmalıdır.
2. Tıpkı koruyucu hekimlikte olduğu gibi aile problemleri patlak vermeden önce önleyici tedbirler alınmalı ve ailelere kriz öncesi rehberlik sunulmalıdır.
3. Aile kurumu yaşam boyu devam eden bir gelişim süreci olarak ele alınmalı; her yaş dönemine uygun destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
B. Evlilik Öncesi ve Sonrası Destek
4. Evlilik öncesi süreçlerde gençlere yönelik sistematik eğitim, rehberlik ve danışmanlık çalışmaları artırılmalıdır.
5. İzdivaç süreçlerinde yönlendirme yerine rehberlik anlayışı esas alınmalı; bireylerin hür iradelerini koruyan yaklaşımlar benimsenmelidir.
6. Evliliğin ilk yıllarına yönelik destek ve rehberlik programları yaygınlaştırılmalıdır.
7. Eşler arasındaki duygusal bağın korunmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları artırılmalıdır.
8. "Bütüncül evlilik sertifikası" programları psikolojik ve hukuki boyutları da içerecek biçimde genişletilmeli; kişilik örüntülerinin evlilik uyumuna etkileri müfredata dahil edilmelidir.
C. Ebeveynlik Becerileri
9. Anne babalara yönelik duygu yönetimi, iletişim becerileri ve sağlıklı ebeveynlik eğitimleri yaygınlaştırılmalıdır.
10. Baba katılımını artıracak özel çalışmalar planlanmalıdır.
11. İdeal anne-baba modelinin ne olduğu ve İslam'ın ebeveynlerden beklentilerinin somut örneklerle anlatıldığı veli seminerleri artırılmalıdır.
12. İlk çocukla birlikte değişen aile rollerine uyum konusunda anne ve babalara rehberlik hizmetleri sunulmalıdır.
D. Çocuk ve Ergen Gelişimi
13. Çocukların psikolojik dayanıklılık, duygu düzenleme ve özdenetim becerilerini geliştirecek programlar hazırlanmalıdır.
14. Çocuklara erken yaşlardan itibaren beden sınırları, mahremiyet ve güvenli dijital kullanım becerileri kazandırılmalıdır.
15. Çocukların bireyselleşme süreçlerine saygı gösterilmeli; koruyuculuk ile kontrolcülük arasındaki denge gözetilmelidir.
16. Gençlerin üniversite ve genç yetişkinlik dönemlerine psikolojik, sosyal ve manevî açıdan hazırlanmasını destekleyecek programlar geliştirilmelidir.
E. Dijital Dünya ve Mahremiyet
17. Mahremiyet, dijital vatandaşlık ve güvenli sosyal medya kullanımı konusunda ailelere ve çocuklara yönelik eğitimler yaygınlaştırılmalıdır.
18. Ebeveynler çocukların dijital kimliklerini onların yerine oluşturmaktan kaçınmalı; dijital dünyada çocuk haklarına duyarlı hareket etmelidir.
19. Aile içi bağları güçlendirmek için ortak aktiviteler planlanmalı; evin güven, huzur ve aidiyet üreten bir yaşam alanı olarak yeniden güçlendirilmesi teşvik edilmelidir.
F. Psikolojik Destek ve Uzman İstihdamı
20. Aile krizleri, boşanma süreçleri, travma, çocuk ve ergen gelişimi gibi konularda oluşturulacak danışma heyetlerinde psikolog, psikolojik danışman ve aile terapistleri aktif olarak yer almalıdır.
21. Hizmet içerisinde aile, çocuk, ergen ve çift alanlarında çalışacak psikolog ve psikolojik danışmanların yetiştirilmesine yönelik planlı programlar oluşturulmalıdır.
22. Psikolojik yardım alma kültürü güçlendirilmeli; yardım istemenin zayıflık değil sorumluluk göstergesi olduğu benimsetilmelidir. Özellikle erkeklerin yardım alma davranışlarını destekleyici çalışmalar planlanmalıdır.
23. Manevî rehberlik ile profesyonel psikolojik destek birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki kaynak olarak ele alınmalıdır.
G. Göç Sonrası Aileler ve Sosyal Destek
24. Göç, travma, mağduriyet ve yer değişikliği süreçlerinden etkilenen ailelere yönelik özel destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
25. Kardeş ilişkilerini güçlendiren ortak faaliyetler ve aile içi paylaşım kültürü desteklenmeli; aile toplantıları ve istişare kültürü yaygınlaştırılmalıdır.
26. İleri yaş dönemlerinde yalnızlığı azaltacak sosyal destek ağları oluşturulmalı ve güçlendirilmelidir.
H. Hizmet Anlayışı ve Aile
27. Hizmet faaliyetleri aileye rağmen değil, aileyle birlikte sürdürülmeli; hizmet planlamasında aile bütünlüğü gözetilmelidir.
28. Takdir, teşekkür, minnettarlık ve vefa kültürü aile hayatında ve toplumsal ilişkilerde bilinçli şekilde yaşatılmalı; görünmeyen emekler fark edilmeli ve değerleri ifade edilmelidir.
İ. Gelecek Dönem Çalıştayları İçin Önerilen Konular
29. Cinsel kimlik gelişimi ve LGBT temalı içeriklerin aile ve gençler üzerindeki etkileri, evlilik öncesi psikolojik değerlendirme süreçleri, kişilik örüntülerinin evlilik uyumuna etkileri, bağımlılık davranışları, dijitalleşmenin kimlik gelişimine etkileri ve göç sonrası kuşaklar arası farklılaşma konuları gelecek dönem çalıştaylarında ele alınmalıdır.
30. Aile alanında çalışan uzmanların güncel sorun alanlarına yönelik ortak çözüm modelleri geliştirebilmeleri amacıyla psikoloji ve aile bilimleri alanındaki çalıştaylar düzenli aralıklarla sürdürülmelidir.

GÜÇLÜ AİLELER, GÜÇLÜ TOPLUMLAR
WISE 2026 Aile Çalıştayı; İlahiyat, sosyal bilimler-eğitim ve pozitif bilimler alanlarından uzmanları ortak bir paydada buluşturarak ailenin koruyucu rolünü çok boyutlu ve disiplinlerarası bir perspektiften ele almıştır. Üç günlük yoğun çalışmalar neticesinde ortaya çıkan tespitler, öneriler ve teklif maddeleri, aile kurumunu güçlendirmeye yönelik somut ve uygulanabilir bir eylem planı niteliği taşımaktadır. Çalıştayda sunulan akademik çalışmaların editörler denetiminde kitaplaştırılacağı ve bu ilmî geleneğin her yıl daha da güçlenerek süreceği duyurulmuştur.
WISE Institute & Gülen Research Center (GRC)
Saylorsburg, Pennsylvania • Haziran 2026